Mustafa Kazım Aydın: Çerçeve yasa meselesi
Memlekette işler ve izler iyice karışmış görünüyor. Durulup düzelme olacağına günden güne daha da karmaşıklaşıyor.
Neredeyse her gün yeni bir ip yumağının ucu atılıyor ortaya. Ahalimiz kediler gibi onu çekiştirip duruyor. Yeni yumağımız, tarikat operasyonu da ben geride bıraktığımız ‘‘çerçeve yasa’’ konusuna değinmek istiyorum…
İktidarın yaklaşık 2 yıl önce başlattığı ‘‘Terörsüz Türkiye’’ söylemi, nihayet ete kemiğe büründü. “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” olarak TBMM Genel Kurulu’na geldi. Oylanıp kabul edildi, Resmi Gazete’de yayımlanarak yasalaştı.
Özelliği ‘‘çerçeve yasa’’ olması.
Çerçeve yasa, bir konunun sadece genel ilkelerinin, amaçlarının, ve ana hatlarının belirlendiği yasalardır. Ayrıntılar, teknik kurallar yer almaz; onlar genellikle ilgili kurumlara ve ikincil düzenlemelere bırakılır.
Bu yasa da PKK-KCK’nın ve bağlantılı yapıların fiili varlığına son verdiğinin, kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin belirlenmesinden sonra uygulanacak hukuki düzenlemeleri içeriyor.
Örgütün varlığına son verildiği, silah ve mühimmatın teslim edildiği güvenlik kurumları tarafından belirlenip rapor edilecek. Milli Güvenlik Kurulu raporu onaylayacak. Onay kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte, kapsama giren kişiler hakkındaki soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezaların infazıyla ilgili işlemler başlatılacak.
Yasa çok konuşulup eleştirildi: ‘‘Teröristler affediliyor’’ denildi, ‘‘anayasaya aykırı’’ olduğu, ‘‘Kürt sorunu’’na bir çözüm getirmediği söylendi.
Yasanın özü özeti; ‘‘örgüt üyeliği, yardım, yataklık ve propaganda gibi suçlarda adli süreçlerin ertelenmesi’’dir. Bu da kim ne derse desin; en yalın ifadeyle bir ‘‘af’’tır.
Ancak, söylendiği gibi örgüt gerçekten dağılma aşamasında ya da terörden vazgeçme kararındaysa, bu düzenleme örgüte katılmaktan, yardım edip yataklık yapmaktan ‘‘pişmanlık’’ duyanların pişmanlıklarını göstermeleri için fırsat tanınması, yanlış yaptığını anlayana yanlışından dönme şansı verilmesidir.
Sonuç başarılı olursa ‘‘Kürt sorunu’’ denilen konu başta olmak üzere pek çok sorununu şiddetten arınmış olarak konuşup tartışma fırsatı doğacaktır. Belki de sorunun etnik köken değil, vahşi sömürü ve onun sürdürülme isteği olduğu daha kolay anlatılacak-anlaşılacaktır.
Önemli olan bazı uyarı ve çekincelerin dikkate alınması, terör örgütü ile ilgili tespitlerin doğruluğundan emin olunması, geçmişteki ‘‘hendek vakası’’nın unutulmamasıdır. Örgüt üyelerinin bir bölümünün düzenli birlikler halinde Suriye ordusuna katıldıklarına ilişkin iddialar, bunun ileride doğurabileceği sorunlar özellikle dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, cezaevlerinden bırakılanların yeniden örgütlenip terör eylemlerine kalkışması ihtimaline karşı, kamuoyunu ikna edici önlemler açıklanmalıdır.
Bir de Anayasa başta olmak üzere temel hukuk kurallarının çiğnenmeden çerçevenin çizilip içinin doldurulması önemlidir. Oraya konan madde yasa yapıcıları korumaya yetmeyebilir. Sonuçta bu ülkede yüzde 90’le evet almış bir Anayasa’nın maddesi kaldırılarak dokunulmazlık zırhı delindi. ‘‘Çerçeve yasa’’ çalışmasındaki pek çok isim de zırh delme harekatının içindeydi.
Tartışmalarda öne çıkan bir başka nokta, güven sorunu. Düzenlemenin iktidarın ömrünü uzatma operasyonu olduğu söyleniyor, ‘‘mevcut anayasa ve yasaları çiğneyebilen bir iktidara nasıl güvenileceği’’ soruluyor.
Orada da özellikle ‘‘şahsım devleti’’ egemenlerinin siyasi ömrünü uzatacak öneriler konusunda dikkatli olmak, yeni bir ‘‘yetmez ama evet’’ salaklığına düşüp düşmemek önem taşıyor.

