ARD Sigorta Aracılık Hizmetleri





















ARD Sigorta Aracılık Hizmetleri

Cop31 Türkiye İçin Tarihî Bir Fırsat

Cop31 Türkiye İçin Tarihî Bir Fırsat
Yayınlama: 13.08.2026
4
A+
A-

Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve çevre politikaları ile enerji siyaseti alanında çalışmalar yürüten Doç. Dr. Emrah Akyüz, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) Türkiye açısından yalnızca uluslararası bir organizasyon değil, iklim ve enerji politikalarında yeni bir dönemin başlangıcı olabilecek tarihî bir fırsat olduğunu belirtti.

Dünyanın iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha ağır biçimde hissettiğine dikkat çeken Akyüz; aşırı sıcaklıklar, kuraklık, orman yangınları, seller, su kıtlığı ve diğer iklim kaynaklı risklerin çevre politikalarının ötesine geçerek ekonomik kalkınma, enerji güvenliği, gıda güvenliği ve toplumsal refah açısından temel politika meselelerine dönüştüğünü ifade etti.

Akyüz, COP31’in Türkiye’de gerçekleştirilmesinin önemine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“COP31’in Antalya’da düzenlenecek olması Türkiye açısından tarihî bir fırsattır. Dünyanın en önemli iklim müzakerelerinden birine ev sahipliği yapmak, Türkiye’yi küresel iklim diplomasisinin merkezine taşıyacaktır. Ancak başarıyı yalnızca organizasyonun kusursuz biçimde gerçekleştirilmesiyle ölçmemeliyiz. Asıl başarı, COP31’i Türkiye’nin yeşil dönüşümünü hızlandıracak kalıcı politikalara, yatırımlara ve uluslararası iş birliklerine dönüştürebilmek olacaktır.”

Türkiye iklim diplomasisinde oyun kurucu ülkelerden biri olabilir

Türkiye’nin coğrafi konumunun COP31 açısından ayrıca önemli olduğunu belirten Akyüz, Türkiye’nin Avrupa, Asya, Orta Doğu, Akdeniz ve Karadeniz havzalarının kesişim noktasında bulunduğuna dikkat çekti.

“Türkiye, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki iklim tartışmalarını yakından anlayabilecek özgün bir konuma sahiptir. COP31 Başkanlığı, Türkiye’ye farklı ekonomik ve siyasi önceliklere sahip ülkeler arasında diyalog ve uzlaşı oluşturma imkânı sunmaktadır. Bu fırsat iyi değerlendirilirse Türkiye yalnızca iklim politikalarını takip eden değil, küresel iklim gündeminin şekillenmesine katkı sağlayan ülkelerden biri hâline gelebilir.”

COP31 enerji dönüşümü açısından da önemli

İklim değişikliğiyle mücadelenin enerji politikalarından bağımsız ele alınamayacağını belirten Akyüz, Türkiye’nin artan enerji talebi ve enerji güvenliği ihtiyacı dikkate alındığında COP31’in temiz enerji dönüşümü açısından önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

“Türkiye’nin önündeki temel meselelerden biri ekonomik kalkınma ve enerji güvenliğinden taviz vermeden düşük karbonlu bir enerji sistemine nasıl geçeceğidir. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması, enerji verimliliğinin geliştirilmesi, elektrik şebekelerinin modernizasyonu, enerji depolama teknolojilerinin yaygınlaştırılması ve düşük karbonlu enerji kaynaklarının bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerekiyor. COP31, Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünü uluslararası yatırım, teknoloji ve finansman imkânlarıyla buluşturabileceği önemli bir platform olabilir.”

İklim finansmanından daha fazla pay almalıyız

COP31’in Türkiye açısından en önemli boyutlarından birinin iklim finansmanı olduğunu belirten Akyüz, yeşil dönüşümün ciddi miktarda yatırım gerektirdiğini vurguladı.

“İklim politikalarının başarıya ulaşabilmesi için hedef belirlemek tek başına yeterli değildir; bu hedefleri gerçekleştirecek finansmanın da oluşturulması gerekir. Türkiye, COP31’i uluslararası iklim fonlarına erişimini güçlendirmek, yeşil yatırımları ülkeye çekmek, özel sektörün dönüşümünü desteklemek ve temiz teknoloji yatırımlarını artırmak açısından stratejik bir fırsat olarak değerlendirmelidir.”

COP31 Antalya’da başlayıp Antalya’da bitmemeli

COP31’in üniversitelerden belediyelere, özel sektörden sivil toplum kuruluşlarına kadar geniş bir katılımla değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Akyüz, özellikle yerel yönetimlerin ve üniversitelerin sürece aktif biçimde dâhil edilmesinin önemine dikkat çekti.

“COP31 Antalya’da başlayıp Antalya’da biten iki haftalık bir organizasyon olmamalıdır. Üniversiteler bilimsel bilgi üretmeli, belediyeler iklime dirençli kent politikalarını geliştirmeli, özel sektör yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırmalı ve toplumun tamamında iklim bilinci güçlendirilmelidir. COP31’in gerçek mirası, konferans sona erdikten sonra Türkiye’de hayata geçirilen politikalar olacaktır.”

Akyüz, Türkiye’nin özellikle iklime dirençli şehirler, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, sıfır atık, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir ulaşım, yeşil sanayi ve iklim dostu tarım alanlarında somut hedeflerle COP31 sürecini değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin yeşil dönüşüm hikâyesini dünyaya anlatmalıyız

COP31’in Türkiye’nin uluslararası görünürlüğü açısından da önemli olduğuna dikkat çeken Akyüz sözlerini şöyle tamamladı:

“Dünyanın gözü Kasım ayında Antalya’da olacak. Türkiye bu fırsatı yalnızca dünyayı Antalya’da ağırlamak için değil, önümüzdeki 20–30 yılın kalkınma, enerji ve çevre politikalarının yönünü belirlemek için kullanmalıdır. COP31 sonrasında daha temiz enerjiye sahip, iklim değişikliğine daha dirençli, kaynaklarını daha verimli kullanan ve yeşil ekonomide rekabet gücü daha yüksek bir Türkiye ortaya çıkarabilirsek gerçek başarıdan söz edebiliriz. COP31 Türkiye’nin küresel iklim diplomasisindeki görünürlüğünü artırırken aynı zamanda ülkemizin yeşil dönüşümünü hızlandıracak bir dönüm noktasına dönüştürülmelidir.”

Çevre politikaları, enerji siyaseti, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik alanlarında akademik çalışmalar yürüten Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Emrah Akyüz; Çevre Biliminin ABC’si, Dünyayı Kurtar, Temiz Çevrenin Bilimsel Sırları ve Çevre Hakkında Bilinmeyen 100 Bilimsel Gerçek adlı kitapların yazarıdır.

REKLAM ALANI