Ümit Özdağ,“İktidardan Bir Daha Çıkmamak Üzere Düşecekler”

Ümit Özdağ,“İktidardan Bir Daha Çıkmamak Üzere Düşecekler”
Yayınlama: 25.09.2026
7
A+
A-

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Afyon İl Başkanlığımıza gerçekleştirdiği ziyaretin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın okul saldırılarına ilişkin sorulan soruya verdiği yanıt:

“Ne yazık ki ülkemizde de Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi saldırılar liselerde yaygınlaşmaya başladı. Bu konuda önlem alınmakta geç kalındığını yaşayarak görmüştük. Daha sonra Kahramanmaraş saldırısının ardından bazı önlemler alındı fakat bunların da yetersiz kaldığı Turgutlu’daki saldırıdan sonra ortaya çıktı.

Üstelik Turgutlu’daki saldırı, geliyorum diyen bir saldırıydı. Bakan da okulu riskli olarak nitelendiriyor. Madem okul riskli ve siz de bunu biliyorsunuz, riskli olmasına rağmen bu saldırı gerçekleştiyse bu, yanlış değerlendirme, yanlış yönetim ve yanlış tedbir meselesidir; tedbir alınmaması meselesidir. Şu ana kadar alınan çözümlerin yetersiz kaldığını göstermektedir.

Erken uyarı sistemlerinin daha etkili hale getirilmesi gerekiyor. Çocukların, yani öğrencilerin takibinin daha etkili hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü bu tür saldırılarda, saldırıları gerçekleştiren çocukların bir profilinin olduğunu biliyoruz. Bu profile uyan öğrenciler bir risk kategorisine giriyor. Bu, onları potansiyel suçlu haline getirmiyor ama Aile Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın ortak çalışmasıyla takiplerinin daha iyi yapılması gerektiğini ortaya çıkarıyor.

Özetle, olağanüstü üzücü bir durum. Ben de buradan Turgutlu’ya geçeceğim ve olayda yaralanan çocuklarımızdan birini evinde ziyaret edeceğim.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin sorulan soruya verdiği yanıt:

“PKK affıyla da sınırlı kalmayacak. Bu süreç, Abdullah Öcalan’ı bir mahkûm olmaktan çıkarıp siyasi aktör haline getirip PKK’lıları ise sokaklara salarken, bunun karşılığında, yani PKK’nın terör eylemlerine son vermesi karşılığında anayasa değişikliklerinin yapılacağı bir sürece doğru evriliyor.

Anayasa değişikliğiyle ilgili söz konusu olan maddelere baktığımız zaman, bu maddelerin tamamının birinci, ikinci ve üçüncü maddelerle bağlantılı olduğunu ve birinci, ikinci ve üçüncü maddelerin hayat bulmasına neden olan maddeler olduğunu görüyoruz. Yani bu maddeleri değiştirirseniz, aslında birinci, ikinci ve üçüncü maddeler değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek; ancak bu maddelerin havada kaldığı ve milli, üniter, laik devletin parçalanma sürecine girdiği bir döneme adım atmış olacağız.

Bu kabul edilebilir değil ve Türk milleti buna yüzde 85 gibi bir çoğunlukla karşı çıkıyor. Şimdi meseleyi soğutarak vatandaşın dikkatinden uzaklaştırıp halledebileceklerini düşünüyorlar. İlk açılım sürecinde de aynı yöntemi uygulamışlardı. Ama Dolmabahçe’de 10 maddelik mutabakat imzalanıp açıklandıktan sonra Erdoğan, ‘Onları buzdolabına koydum’ demişti. Demek ki buzdolabından çıkarttılar. Açıklandıktan sonra girdikleri ilk seçimde iktidardan düşmüşlerdi. Yine iktidardan düşecekler, bir daha çıkmamak üzere düşecekler.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın dış politikaya ilişkin sorulan soruya verdiği yanıt:

“Mekke Anlaşması henüz yürürlüğe girmiş bir anlaşma değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmamıştır, Birleşmiş Milletler’e bildirilmemiştir. Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğü için Türk askerinin kanını masaya koymasına, riske atmasına hayır diyoruz.

Suudi Arabistan, adı üstünde, bir aileye ait bir ülke. Suud ailesinin memleketinin toprak bütünlüğünü Suudlar korusunlar. Bakın, Türk milleti asırlarca bu coğrafyada egemen oldu, hâkim oldu ve bu coğrafyada bir barış ortamı da sağladı. Ancak bir defa destek istediğimiz zaman bu coğrafyanın insanlarının önemli bir bölümü, hepsi değil; imparatorluğumuzun yanında olanlar da vardı muhakkak, Allah onlardan da razı olsun ve rahmet eylesin, ama önemli bir bölümü Türk milletine isyan etti, Osmanlı Devleti’ni arkadan vurdu, İngiliz emperyalizmiyle iş birliği yaptı. Biz bu tarihi unutmuyoruz ve unutmamamız da gerekiyor.

Türkiye’nin Orta Doğu’yla yapması gereken, askeri paktlar ve toprak güvenliğini güvenceye alan askeri anlaşmalar değil, ekonomik anlaşmalar olmalı. Suudi Arabistan’la ekonomik iş birliği yapalım, bölge ülkeleriyle ekonomik iş birliği yapalım. Şimdi tam zamanı ekonomik iş birliği yapmanın. Ama Türkiye’nin Suudiler adına Husilerle savaşmaya ihtiyacı yok.

Üstelik neyle savaşacaksınız? Hava kuvvetleriyle mi? Amerikan ve İsrail hava kuvvetlerinin Husilere karşı yapamadığı neyi yapacak Türkiye? Suudilerin hava kuvvetlerine bakarsanız, uçak sayısı ve modern uçak sayısı açısından çok ciddi bir envanterleri var. Eğer hava kuvvetleriyle yapılacak bir şey varsa uçaklar Suudilerin, pilotlar Pakistanlı; onlarla yapsınlar.

Deniz kuvvetlerine gelince; Doğu Akdeniz’de bu kadar gerilimli bir dönem, Karadeniz’de bu kadar gerilimli bir dönem yaşanırken Türk donanması neden Doğu Akdeniz’i boşaltsın, Ege’yi boşaltsın ve gidip Kızıldeniz’de, Hint Okyanusu’nda Husilere karşı operasyon için konuşlansın?

Güneydoğu Anadolu’dan birlikleri Ege Bölgesi’ne çekiyoruz. Tunceli’deki komando birliğini Aydın’a yerleştirdik. Ege’de Yunanistan’la aramızda tansiyonun olduğu bir dönemde Türk donanmasının yollanması da söz konusu olamaz. Amerikan donanması da biliyorsunuz bölgedeydi ve Husilerin roket atışlarından ötürü bölgeden uzaklaşmak zorunda kaldı. Kara kuvvetleri için 3 bin 300 kilometre var. Türk milleti Yemen için asırlarca kan döktü. Daha fazla kan dökmeye ihtiyaç yok. Biz bu bölgeyle, Orta Doğu’yla ekonomik ilişkileri geliştirmek zorundayız.”

REKLAM ALANI