Karamahmutoğlu’ndan Medyaya Bağımsızlık Çağrısı

Karamahmutoğlu’ndan Medyaya Bağımsızlık Çağrısı
Yayınlama: 02.11.2026
6
A+
A-

Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, düzenlediği haftalık basın toplantısında Türkiye’nin gündemindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda medya, basın özgürlüğü ve bağımsız gazetecilik konularına da değinen Karamahmutoğlu, basında çok sesliliğin önemine dikkat çekti.

Azmi Karamahmutoğlu: “Kıymetli basın mensupları, sayınız çok çok azalmış olsa da çok kıymetlisiniz. Belki de azaldıkça daha da değerli hale geliyorsunuz. Çünkü bir yanda hükümet medyası bir tekelleşme ve tek seslilik oluştururken, onun dışında kalanlardan biz en azından çok seslilik ve bağımsız medya adına gayretler, iş ve işlemler beklerdik. Fakat görüyoruz ki hükümet medyasının dışında kalan bazı medya kuruluşları da gerek televizyon kanalları gerekse gazeteler, bunlar da çok seslilikten yana olmayıp adeta bir parti televizyon kanalı, bir partinin medya kuruluşu gibi tek sesli yayın yaptıklarını, muhalefetin tamamına yer vermediklerini üzülerek müşahede ediyor. Onları hem bağımsız medya anlayışına hizmet etmeye hem de ülkenin ihtiyacı olan çok sesliliğe yer vermeye davet ediyorum.

ltıncı haftasına girdiğimiz, 1,5 ayı doldurmuş olduğumuz Cumhuriyet tarihinin en büyük fon ve borsa yolsuzluğuna, manipülasyonuna ilişkin olarak hükümetin çözümden yana bir eylem içine girmesi gerekirken bunu yapmayıp aksine bu krizin, bu suç örgütünün ve işlenen bu organize suçun üstünü örtmeye gittiğini görüyoruz. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük yolsuzluğu, vurgunculuğu olan borsa fon manipülasyonunda ilk başta açıklanan kayıp rakamı 20 milyar dolardı. Fakat altı haftanın sonunda yapılan değerlendirmede bu rakamın 100 milyar doları geçtiği, 150 milyar dolara doğru gittiği ekonomi çevrelerinde konuşuluyor. Yani fon borsa yolsuzluğunun ülke ekonomisinin ve fakirleştirilmiş halkın sırtına bindirdiği yük, 100 milyar doları aşmış vaziyette.

Değerli arkadaşlar, AKP hükümeti ve hükümetin başı olan AKP Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın bu krizi çözmek için bir hamlede bulunacağı, bir ön alacağı, çok kızmış olduğu, çok kızgın olduğu, habersiz olduğu haberleriyle altı haftayı geçirdik ve umutla beklendi. Ama görüldü ki Sayın Erdoğan bu krizi çözmek için, müdahale etmek için, maliyetinin büyümesini önlemek için herhangi bir hamle yapmada yetersiz kalıyor. Yaptığı işler yetersiz kalıyor. Beklenen sonuç alınamıyor. Fon borsa manipülasyonundaki vurguncular, parayı soyanlar, aradan altı ay geçtiği halde hala daha açıklanmış değil. Bu suç örgütünü oluşturan isimler kamuoyunun önüne atılmış değil. Sorumluların tamamı hala görevlerinden alınmış değil. Bu milyarlarca dolarlık dolandırıcılığın sorumluları yargının, adaletin, hukukun önüne atılmış, konulmuş değil.

Kıymetli Türk kamuoyu, borsa kriziyle birlikte orta yerde Cumhur İttifakı hükümeti, AKP Genel Merkezinin seçkin siyaset zümresi ve AKP hükümetinin bürokratları eliyle işlenmiş bir finansal cinayet vardır. Bu finansal cinayetteki maktulün cenazesini gömemediler. Ceset toprağın üstünde tutuluyor. Kokuşan cesetten kurtulmamızı istemiyorlar. Çünkü cenazenin toprağa gömülmesi için ilk kazmayı vururken vurguncuların adının yer aldığı listenin açıklanması gerekiyor. AKP, kendini ele vermemek için bu listeyi açıklayamıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, hükümetten bürokrasiye, oradan AKP Genel Merkezine kadar bu finansal cinayetteki failleri, suç ortaklarını gizliyor. Çünkü halkın, vatandaşın öfkesinden, tepkisinden çekiniyor, korkuyor, titriyor. Vurgunculuğu yapanlar, vatandaşın öfkesinden çekindikleri için vatandaşı tehdit etmek ve vatandaşın gözünü korkutma yoluna gidiyorlar. Bürokrasiye dönük olarak bu işi yapabileceği, bu işte inisiyatif kullanabileceği olası isimlerin gözünü korkutmak için de ve hatta siyasi irade içerisinde de AKP’nin altın çocuklarını gözaltına alacak, yargının huzuruna çıkaracak güç henüz anasından doğmadı diye meydan okuyabiliyorlar. Türk kamuoyuna biz Zafer Partisi olarak bütün bu olan bitenin ışığında, bütün samimiyetimizle Zafer Partisi olarak beyan ve taahhüt ediyoruz ki borsa fon yolsuzluğunda saklanan liste Zafer Partisi’nin elinde olsaydı sizi, Türk vatandaşlarını bilgilendirmek ve hızla sonuç almak için bu isimleri açıklardık. Bu liste Zafer Partisi’nin elinde olsaydı bunu Cumhur İttifakı hükümetiyle pazarlık konusu yapmazdık. Aksine bu vurgunculuğu ve faillerini kamuoyunun ve hukukun önüne atardık. Soyguncuların, vurguncuların isimlerini vatandaştan gizleyen iki adres var. Bunlardan biri soygun suçu işleyenler, diğeri de ele geçirdiği isim listesiyle soyguncularla pazarlık yapanlardır.

Yüce Türk milleti, Zafer Partisi Türk siyasetinde var olduğu günden beri Genel Başkanı Sayın Profesör Doktor Ümit Özdağ ile birlikte hep halkın gözü önünde olmuş ve hep doğruları söyleyerek hakkın, hukukun yanında yer almıştır. Zafer Partisi bugüne değin hep gerçeği ve doğruları söylerken vatandaştan hiçbir şeyi gizlememiştir. Çocuklarımız, gençlerimiz ve seçmenler doğruları ve gerçeği bilsinler diye çalışıyor, çabalıyoruz. İçi dışı bir, dürüst, dosdoğru bir politikamız var Zafer Partisi olarak. İktidar payandası bir parti değiliz. Merdiven altı siyaset üretmiyor, merdiven altı siyaset yapmıyoruz. Hakiki, sahici, gerçek ve bedel ödeyen bir muhalefet partisiyiz. Adalet ve Kalkınma Partisi, bu güne değin iş başında bulunduğu 25 yıl boyunca, ilk geldiği günden itibaren kamu kaynakları marifetiyle Türkiye’de milyonerler yaratan bir hükümet partisiyken şimdi artık son yıllarında milyarderler yaratmaya başladı. Fakat bu milyarderleri yaratmanın koşulu, yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayanların sayısının artmasıyla alakalı. Tamamen buna bağlı, bununla ilgili. Yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayanların sayısı arttıkça AKP siyaset elitinden seçilen milyarderlerin sayısı da artıyor. Ve bu yeni türedi zenginler hep AKP mahallesindeki dar bir çevreden çıkıyor. Sermaye transferleri, sermaye birikimleri hep AKP’deki bir siyaset zümresinin elinde toplanıyor. Bunlar, suçtan elde edilen gelirle haksız zenginleşme sağlayan siyasal ayaktır. Evet, ortada suç örgütleri vardır. Suçtan elde edilen gelirle zenginleşmeler vardır, haksız zenginleşme vardır. Bu haksız zenginleşme, yeni türedi milyarderler, işin siyasal ayağıdır. Fakat biz vatandaşlar, saklanan isim listeleri sebebiyle fon borsa yolsuzluğundaki soruşturmalarda bu siyasi ayağı hala görebilmiş değiliz. Yani bunu sadece iktidar partisi elinde tutabiliyor değil. İktidar partisinin dışında bazı yerlere de konuşulduğu gibi bazı muhalefet partilerine de bu liste ulaşabildiği halde yine de bu listedeki isimleri öğrenebilmiş değiliz. Bu siyasi ayakla ilgili söyleyebileceğim şey, tıpkı Fethullahçı terör örgütü soruşturmalarındaki tıkanma gibi. Nasıl ki AKP, Fethullahçı casusluk örgütünün siyasal ayağını açığa çıkartamadı, üzerine giremedi, işte borsa vurgununda da siyasi ayaktaki soyguncuları açık edemiyor. İsimlerinin yazılı olduğu listeyi açıklamıyor. Nitekim artık gizlenemez hale, kurban verecek olduğunda da AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya örneğinde olduğu gibi sadece parti görevinden alabiliyor fakat yargıya teslim edemiyor.

Oysa bir röntgen filmini çıkardığımızda, değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk günden bu yana farklı bir serencam görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında iş başına geldiğinde adeta işgal edilen bir darülharp ülkesine, Türkiye’ye böyle bakarak, adını da sosyolojik tanımlamalarla ‘çevrenin merkeze hakimiyeti’ diye koyarak, adeta bir darülharp ülkesini yağmalar gibi işe girişmişti. Darülharp ülkesi olarak gördükleri Türkiye’nin kamu kaynakları, Cumhuriyet’in birikimleri, zenginlikleri bittikten sonra, kamuya ait zenginlikleri bittikten sonra bu kez doğrudan birer birer, birey birey vatandaşların soyulmasına sıra geldi. Ve galiba 25 yılın sonunda, çeyrek asrın sonunda Cumhuriyet Türkiye’sinin sonuna gelmiş olduklarına inanıyor olmalılar ki bu kez de tasfiye eder gibi bir talanın, yağmanın içerisine girmiş vaziyetteler. Bunu da tıpkı 1990’ların başındaki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yağmalanması gibi, tasfiye edilen SSCB’nin yağmalanması gibi haraç mezat tasfiye edilir halde olduğunu görüyoruz Türkiye’nin. Fakat çok uzun süre kalmadı, en geç 1,5 yıl sonra yapılacak olan genel seçimde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tasfiyesinin mümkün olmadığını, 25 yılda yangın yerine çevirdiğiniz Türkiye’nin sandıktan küllerinden yeniden doğacağını Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ve onun altın çocuklarına bu fakirleştirdiğiniz halk gösterecektir.

Borsa fon krizi, hükümet partisi AKP ile muhalefet partileri arasındaki bir mesele değildir. Tarihin en büyük soygunu, yolsuzluğu olan fon borsa yolsuzluğu, hükümet partisi AKP ile doğrudan halk, vatandaş arasındaki bir sorundur, meseledir. Dolayısıyla kenara çekilerek kaçamazsınız. Çalan, soyan, vurgunculuk yapan hesap verecek. Yetmez, soyguncuyu azmettirenler de hesap verecek. Soyguncuya yardım ve yataklık yapanlar da hesap verecek. Soyguncunun hamisi, abisi de hesap verecek. Bu soyguna vakıf olanlar, vakfedilmiş vurgunculuğun hesabını vermeyecek mi? Verecek. Zafer Partisi, vakfedilmiş vurgunculuğun hesabını sormak için sandıktan çıkacak.

Değerli Türk kamuoyu, Ekim ayını bitirmişken dikkatinize sunmak istiyorum. Narko terör örgütü PKK ile kurulan pazarlık masası ikinci yılını doldurdu. İki yılın sonunda uyuşturulmuş dimağlar, uyuşturulmuş reflekslerle karşı karşıyayız. Çünkü dün narkoterör örgütü PKK’nın Meclisteki temsilcisi, siyasi partisi olan DEM Parti’nin İmralı heyetinde bulunan Mithat Sancar’ın açıklamasıyla teyiden öğreniyoruz ki tekrar narkoterör örgütünün başı olan hükümlü Abdullah Öcalan hücresinden çıkartılmış, yeni villasına yerleşmiş. Refleks yok. Reaksiyon yok. İşte sağlanmak istenen buydu. İki yılın sonunda geldiğimiz aşama buydu. Ve bir de bu hükümlüye, hükümlü olduğu için kamu haklarından yoksun olmasına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulu olan bir komisyonda görev verildi. Ve bu eli kanlı katil bu görevi de yeterli bulmuyor, beğenmiyor. Daha fazlasını, daha büyüğünü istiyor. Yani şımartmaya başladığınızda bu şımarıklığın küstahlığa dönüşeceğini ve bu küstahlığın nerede duracağını kestiremezsiniz. Bu yüzden en başından itibaren narko terör örgütüyle kurulan pazarlık masasına, müzakereye itiraz etmiştik. Şimdi daha iyi anlaşılacağı umuduyla en azından bundan sonra daha fazla taviz verilmemesi ve verilenlerin de geri alınması için bir siyaseti, hükümeti oluşturan Cumhur İttifakı’nı oluşturan partilere teklif ediyoruz.

Bu arada Türk medyasında haberlere pek yansımayan İstanbul’daki bir başkonsolosluğun, kardeş ülke Azerbaycan’ın İstanbul Başkonsolosluğunun önünde adeta rutin hale gelen protestoların olduğunu kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum. Zihin dünyalarında millet, milliyet ve milliyetçilik olmayan, milletüstü bir yapılanmaya kendilerini adamış siyasal ümmetçi, siyasal İslamcı kafaların kardeş Azerbaycan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğunun önünde sürekli protestoları var. Fakat kamuoyunun gündemine pek getirilmiyor. Değerli arkadaşlar, AKP hükümetine hatırlatmak istiyorum. Ve onu oluşturan bütün alt siyasal gruplara şunu hatırlatmak istiyorum: Biz Türk milliyetçileri, özellikle Türk’lüğün varlığını ve Türk coğrafyası tanımlamasını sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal sınırlarıyla çizili tutmayan Türk milliyetçileri, büyük emeklerle Türk dünyasını bugüne getirdik. Büyük çabalarla. Esir Türk’ün hürriyet mücadelesine dair tek bir sözü olmayan, siyasal geçmişlerinde esir Türk’ün hürriyet mücadelesine dair tek bir eylemi olmayanların bugünkü elde edilmiş Türklüğün, Türk dünyasının kazanımlarını böyle bol keseden, hoyratça bir mirasyedi gibi harcaması belki buradan bakınca anlaşılabilir. Fakat Türk dünyasının şu günkü elimizde bulunan imkan ve fırsatlarını bir mirasyedi edasıyla bu siyasal ümmetçi zihniyete harcatmamalıyız. Bu sebeple sadece Azerbaycan için değil, güncel olduğu için Azerbaycan diyoruz. Yarın aynı hareketin Türk birliğini dinamitlemek için başka Türk toplulukları veya devletleriyle de yaşanabileceğini, yaşatılabileceğini gözeterek söylemek istiyoruz ki Türk dünyasıyla ilişkileri Türk milliyetçilerine bırakın. Bu ilişkileri en iyi yürütebilmenin yolu da Türk milliyetçilerini iktidar yapmaktan geçer. Türk milliyetçilerini hükümete taşımaktan geçer. Bu sebeple sevgili Türk halkına, Türk seçmenine önümüzdeki seçimlerde beş yıllığına Zafer Partisi olarak Türkiye’nin hükümeti olmaya talip olduğumuzu söylüyorum.”

REKLAM ALANI